Calibe'nin güzelliğinden etkilendiği kadar onun bakışlarındaki vahşilikten, kendisinden başka kimseye ait olamayacak gibi görünen bu kadının cazibesinden etkilendi.
Nazım Bey, aşka ikinci kez düşüyordu hem de hayatının ikinci baharında. Calibe'den onun olmasını bekliyordu. Sadece onun olmasını, başka bir şey değil. Nazım Bey, Calibe kollarında olduğunda kendisini tamamlanmış hissedeceğini düşünüyordu. Kudretli Nazım Bey, kendi avına gönüllü olarak teslim oluyordu.
Kudretli Nazım Bey'in karısı olmak ona her geçen gün daha çekici gelmeye başlıyor, Nejat'ı görmediği için, Nejat yanında olmadığı için Nejat'ı hayatından çıkarabileceğini düşünüyordu.
Hem Calibe, Nazım Bey'in çevresindeki kadınlardan da çok daha güçlüydü. Bu güçte bir çekicilik saklıydı Nazım Bey için, Calibe de bu gücün ve çekiciliğin izini sürdü ve Nazım Bey ile evlenmeye karar verdi.
Calibe'nin, Nazım Bey ile düğünü için dillere destan bir hazırlık yürütülürken, düğün günü Nazım Bey için güzel bir sürpriz, Calibe için ise şok eden bir misafir gelir Fransa'dan; Nejat.
Doktor olacaktı. Nejat, o zamana kadar evlenmiş ve iki de çocuk sahibi olmuş olan teyzesi Edibe Hanım'ın yanına yerleştirildi. Nejat, biraz çekingen, ailesini kaybetmiş olmasının ona yaşattığı bir travma olarak mutluluğa hep korku ile bakan bir çocuk olarak büyüyecek ama yaşamı onu erken olgunlaşmış, aklı başında bir gence dönüştürecekti. Nejat, onun için cehennemden farksız olan o zor dönemde yanında olan Calibe'ye içten bir sevgi ve büyümeleri ile bağlantılı olarak da ince bir aşk beslemeye başladı.
Tıp eğitimi için Fransa'ya giden Nejat, eğitimi boyunca her gece Calibe'nin hayali ile avundu. İstanbul'a döneceği günü iple çekti çünkü bu Calibe'ye kavuşması demekti. Oysa kaderin onun için hazırladığı başka bir sürpriz vardı. Evet İstanbul'a döndüğünde onu bir evlilik karşılayacaktı, evet Calibe gelinliği içinde olacaktı ama kolunda Nejat değil, kendi döneminin en güçlü, zengin ve karizmatik adamlarından biri olan Nazım Bey yer alacaktı.
Nabi, her zaman için ablasından biraz korktu. Yakışıklılığı, tatlı dilli oluşu, İstanbul'un girdi çıktısını çok iyi bilmesi ve olmadık zamanlarda, bir sürpriz gibi ortaya çıkıveren kıvrak zekası amaçlarına ulaşmasını kolaylaştırdı ama Nabi'nin sorunu, isteklerine ulaşması ile ilgili olmadı hiçbir zaman. İsteklerine ulaşınca ne yapacağını bilemiyordu.
Asude aşkı tanısa belki Ali Fuat'ın kendisi için yanıp tutuştuğunu anlayabilirdi. Çok sevildiğini biliyor ama kendisine duyulan aşkın içeriğini tam da kestiremiyordu. Erken yaşta annesinin ölümüyle hayatın gerçekleri ile yüzleşmesi Asude'yi daha olgun kılmış, sanki gençlik heyecanlarını ona yasaklamıştı. Aşkı tanıması için ondan habersiz içinde biriken kadınsal hisleri tutuşturacak bir kıvılcım ile henüz rastlaşmamıştı. Aşkı tanıması onu, içindeki yeni bir Asude ile de karşılaştıracaktı, tanıştıracaktı.
Ailenin ne demek olduğunu anlayarak ve bilerek büyüdü. Münevver Hanım, Fuat Sadi Bey'i görünce bu yakışıklı ve güvenilir yüzlü adama evet demeyi kafasına koydu. Fuat Sadi Bey'in arkadaşı Nazım Bey'in eşi Münevver'le de yakın arkadaş oldu. Eşinin ölümünün ardından oğlu Ali Fuat onun yaşam kaynağı oldu.
